metal arabesk yapıyorum ben sana.
gemi yalan, rom yalan, hele sancak..
yani gri gidiyorum.
bu durumda ben senin serserin değil,
sepserin olabilirim ancak.
kuşlar geçiyor, gün saçların ağarmış.
hangi yana devrilmeli bir ağaç
en çok öpüldüğüm yerden inceliyorsam eğer ben sana.
veresiye aldığım kurabiyeleri ufalıyorsam bir meleğe hâlâ
zehirsem,
cennette el altından satılıyorsam tanrıya
bana seninle ilgili bir ayet pişir şovgölüm.
ziyân'i yok. kalmadı, puf oldu. bitirdiniz ulan!
tabelalarıyla karşılaşıyorum vitrin camlarında.
uykularım bölünüyor.
uykularım bölünmek zorunda bırakılmış bir ülke gibi
bölünüyor öğlen vakti.
biraz tüfek, biraz kan, biraz sevişmek.
sana kızıyorum, tüm kadınlar benden hamile kalacak sanki.
gidişine bir başlık aramıyorum, girişle alakalı herşey;
sen, başlıksız kız
sabahları sütçünün kapının önüne taze diye bıraktığı
kan kadar bozuk çıkıyorum her kadının içinden.
ve her kerhaneden bir burs kazanmış gibi öpüşüyorum;
hem rahat hem seneye kaybetme korkusu..
ben her kadının aklından pekiyi ile geçerken
sende kalmak istemiyorum.
sen de kalmak istemiyorum çünkü evin nazan öncel'in
bacaklarına benziyor.
o kadar güzeller ki, üzerine kopya yazmaya zamanım
kalmıyor.
insan bu esnada en çok kime borçlanıyor biliyor musun?
önce bakkala, sonra devlete.
bir kırmızıyı ancak bir başka kırmızı öpebiliyor, ne
güzel.
ton düştükçe, rengi de gidiyor gecenin, sesi de.
gidişine bir başlık aramıyorum, sonuca bakıyorum ben.
sonuçta herkes, herkez oluyor.
herkez üşüyor.
herkezin en çok bileği üşüyor.
herkeze bir bardak sıcak neşter ah.
gidişine birşey dediğim yok, ama en çok kızdığım
hep cennetin kapısını açık bırakıyorsun güzelim.
aramızda cereyan oluyor.
tüm matadorlar bir boğa öldürüyor,
franco'nun elleri gibi madrid sokakları
heryer kan ve herkez cani oluyor.
tüm kovboylar bir ata biniyor,
teksas'ta havalar serin.
ve tüm kadınlar en az bir kere terk ediyor.
ne olur ayak bileğini incitme
imza, sepseri'n.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder