Bıçak girerken yaraya, dün gece bir kadınla seviştim.
Kadının uzun bir boynu vardı hiç bitmeyecekmiş bir film gibi uzun. Tüm gereksiz
sahneler ayıklanmış, kuaförü filmden hemen sonra vurulmuş ve bir gece yarısı
gösterime girmiş bıçak. En ön koltukta oturmuş ay çiçeğinin içinden çıkardığım
çekirdeklere nasihatlar veriyorum. Bakın diyorum aşk kötüdür. Bir yaşınızdan
sonra anneniz, babanız ya da çevreniz onunla oynamamanızı isteyecek sizden.
Kötü huyları vardır. Sigara içirir, alkol aldırır, uykusuz bırakır. Ertesi gün
sınavlarınıza yetişemezsiniz. Bir yaşınızdan sonra hayata yetişemezsiniz. O
nedenle onunla oynamayın. Neden diye sorabilirsiniz hâlâ. Çünkü henüz orgazm
olmamışsınız hiç. Hiç öpüşmemişsiniz ağzında lav gezdiren bir kadınla. Bir
kadından atlamamışsınız hiç kupkuru göller üzerine. Aşk böyle ayıp bir şey
işte. İnsanların ulaşamayacağı bir yerde saklanması gerektiğini illa ki küçük
harflerle de olsa bir taraflarına yazmıştır Çinli tanrılar. Ama kaçımız Çince
biliyoruz ki. Hayır çocuklar, aşkların bu kadar çabuk bozulması onların Çin
malı olduğu anlamına gelmez. Demek istediğim şu; aşk bir yıldırma biçimidir bir
asimilasyondur, devrim karşıtıdır. Akbilinizin bitme sesinin ürküttüğü
otobüsteki tüm yolcuların acıklı ve alaycı gözlerle size bakmasıdır. Dolu akbil
sesine kaç kişi bakıyor bu ülkede. Aşk bu ülkeden kalkıp, sağlığın, ulaşımın,
demokrasinin bedava olduğu bir başka ülkeye gitmektir çocuklar. Yani insanın
kendi içine dönme serüvenidir topla, tüfekle, şiirle.
Bakın şu sahnedeki kapı benim mesela. Açılıp bir daha
kapanmayan bir yara gibi. Herkes bir yaradan girer içeriye ya da herkes bir
yaradan sokağa çıkar. Deriyi delmek zordur çünkü. Aşk o nedenle böyle yağmurlu
havaları sever. Ve ben ne zaman sevişsem Endonzeya’yı kasırga vurur fakir
insanlarından. Karadenizde toprak kayar fındık gibi insanların çay kokulu
bahçelerine. Ben ne zaman sevişsem Güney Doğu’da savaş olur esmerler ölür. Bu
molotof kokteyli bir Güney Doğu hatırası, benden sana hediye.
Öpüldüğüm yerlerden çürüyorum şimdi. Etrafının kaset
bandlarıyla çevirildiği bir olay mahalli tüm vücudum. İnsanlar toplanmış ve
meraklı bakışlar arasında beni izliyorlar. Eğer tespit edilebilsen seni hiç
tanımadıkları halde linç etmeye çoktan hazır bu kalabalığın önünde çılgınca
öpebilirim. Sende intihar ederim dilimin ucundaki fünyeyi sana çektirip. Henüz
ulaşmadı dudaklarıma bu aşağılık çürük.
Ama film devam ediyor. Ama arka sıralarda insanlar
sevişiyor. Çocuklarının velayetini boşandığı eşine kaptıran makinist kendisine
zarar veriyor çok keskin olan bu filmle. Olduğum yere yığılıyorum romantik her
sahnede. Ve benimle birlikte gerçekleşiyor tüm metropollerdeki eş zamanlı
patlama. Ama ay çekirdekleri de bitmiş. Bu da bir patlama. Ve yine kurtaramadık
çocukları. Dün gece bir kadınla seviştim, dudakları bıçak gibi girerken yaraya.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder