19 Mayıs 2012 Cumartesi

Rockorn


Bıçak girerken yaraya, dün gece bir kadınla seviştim. Kadının uzun bir boynu vardı hiç bitmeyecekmiş bir film gibi uzun. Tüm gereksiz sahneler ayıklanmış, kuaförü filmden hemen sonra vurulmuş ve bir gece yarısı gösterime girmiş bıçak. En ön koltukta oturmuş ay çiçeğinin içinden çıkardığım çekirdeklere nasihatlar veriyorum. Bakın diyorum aşk kötüdür. Bir yaşınızdan sonra anneniz, babanız ya da çevreniz onunla oynamamanızı isteyecek sizden. Kötü huyları vardır. Sigara içirir, alkol aldırır, uykusuz bırakır. Ertesi gün sınavlarınıza yetişemezsiniz. Bir yaşınızdan sonra hayata yetişemezsiniz. O nedenle onunla oynamayın. Neden diye sorabilirsiniz hâlâ. Çünkü henüz orgazm olmamışsınız hiç. Hiç öpüşmemişsiniz ağzında lav gezdiren bir kadınla. Bir kadından atlamamışsınız hiç kupkuru göller üzerine. Aşk böyle ayıp bir şey işte. İnsanların ulaşamayacağı bir yerde saklanması gerektiğini illa ki küçük harflerle de olsa bir taraflarına yazmıştır Çinli tanrılar. Ama kaçımız Çince biliyoruz ki. Hayır çocuklar, aşkların bu kadar çabuk bozulması onların Çin malı olduğu anlamına gelmez. Demek istediğim şu; aşk bir yıldırma biçimidir bir asimilasyondur, devrim karşıtıdır. Akbilinizin bitme sesinin ürküttüğü otobüsteki tüm yolcuların acıklı ve alaycı gözlerle size bakmasıdır. Dolu akbil sesine kaç kişi bakıyor bu ülkede. Aşk bu ülkeden kalkıp, sağlığın, ulaşımın, demokrasinin bedava olduğu bir başka ülkeye gitmektir çocuklar. Yani insanın kendi içine dönme serüvenidir topla, tüfekle, şiirle.

Bakın şu sahnedeki kapı benim mesela. Açılıp bir daha kapanmayan bir yara gibi. Herkes bir yaradan girer içeriye ya da herkes bir yaradan sokağa çıkar. Deriyi delmek zordur çünkü. Aşk o nedenle böyle yağmurlu havaları sever. Ve ben ne zaman sevişsem Endonzeya’yı kasırga vurur fakir insanlarından. Karadenizde toprak kayar fındık gibi insanların çay kokulu bahçelerine. Ben ne zaman sevişsem Güney Doğu’da savaş olur esmerler ölür. Bu molotof kokteyli bir Güney Doğu hatırası, benden sana hediye.

Öpüldüğüm yerlerden çürüyorum şimdi. Etrafının kaset bandlarıyla çevirildiği bir olay mahalli tüm vücudum. İnsanlar toplanmış ve meraklı bakışlar arasında beni izliyorlar. Eğer tespit edilebilsen seni hiç tanımadıkları halde linç etmeye çoktan hazır bu kalabalığın önünde çılgınca öpebilirim. Sende intihar ederim dilimin ucundaki fünyeyi sana çektirip. Henüz ulaşmadı dudaklarıma bu aşağılık çürük.

Ama film devam ediyor. Ama arka sıralarda insanlar sevişiyor. Çocuklarının velayetini boşandığı eşine kaptıran makinist kendisine zarar veriyor çok keskin olan bu filmle. Olduğum yere yığılıyorum romantik her sahnede. Ve benimle birlikte gerçekleşiyor tüm metropollerdeki eş zamanlı patlama. Ama ay çekirdekleri de bitmiş. Bu da bir patlama. Ve yine kurtaramadık çocukları. Dün gece bir kadınla seviştim, dudakları bıçak gibi girerken yaraya.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder